Adıyaman İli ve Fotoğrafları                                                                                      1 Kişi Şu An Sitede insurance broker
Toplam Ziyaretçi

   
  Gezilesi Yerler
  İllerimiz ve Fotoğrafları
    Canlı Kameralar  
         
     
   
   
           
   
   
   
   
           
        Adıyaman Otelleri İçin Tıklayınız.
        Adıyaman Oto Kiralamacıları İçin Tıklayınız.
   

Adıyaman  Tarihi

 
 ADIYAMAN ADININ KAYNAĞI

         Bugün, Merkez ilçesinin adıyla anılan Adıyaman'ın eski adı Hısn-ı Mansur'dur. Bu ad İ.Ö Vll.yy'da buraya gelen Emevi sultanlarından Mansur İbn-i Canena'nın yaptırdığı Hısn-ı Mansur (Mansur Kalesi) dolayısıyla verilmiştir. Bazı yazarlara göre de kale adını, Abbasi Hükümdarı Ebu Cafer el Mansur'dan almaktadır. Başka bir söylentiye göre ise, Güzel Vadi sözü, zamanla değişikliğe uğrayarak Adıyaman'a dönüşmüştür. Adıyaman'ın "Yedi Yaman" dan geldiği de söylentiler arasındadır. "Yedi Yaman"
        Putlara inananlara karşı geldikleri için putperest babalarınca öldürülen yedi kardeşe yörede verilen isimdir. Bunların, kentin güneyinde "Yedi Yaman" diye anılan yerde gömülü oldukları söylenmektedir.

        YAZILI TARİH ÖNCESİ ADIYAMAN

         Adıyaman, Anadolu'nun eski yerleşim yerlerindendir. İl sınırları içinde bulunan Zey, Haydaran, Palanlı ve Gümüşkaya mahallerinde yapılan kazılarda İ.Ö. 3000 yıllarında kalıntılar bulunmuştur. Ayrıca, insanların toplu halde yaşamalarına elverişli çok sayıda mağaraya raslanmıştır. Buralardaki teraslar, balkonlar, ayrı bölmeler, su kuyuları yerleşim yaşamın kalıntılarıdır. Kazılarda çıkarılan araç ve gereçler oldukça ileri bir uygarlık döneminin ürünü olarak yorumlanmaktadır.
        Pirin'de değişik arkeologlarca ortaya çıkarılan mağara sayısı 208'dir.Mağaralann duvarlarında o günkü yaşam biçimini yansıtan resimler bulunmaktadır. Dr, Hamit Koşay bu konuda şunlan söylemektedir: "... daha pek yakın zamanlara kadar Anadolu'da Paleolitik istasyonların bulunup bulunmadığı münakaşa ediliyordu...Hatta, Prof. Pittard, Prof. Şevket Aziz Kansu ile birlikte Adıyaman'a yaptığımız tetkik gezisinde tıpkı İspanya ve Afrika'da olduğu gibi, resimli mağara dahi bulduk."

        YAZITLARDA ADIYAMAN BÖLGESİ

         Bölgenin tarihine ilişkin yazılı bilgiler, İ.Ö. 2000 yıllarında başlamaktadır. Belgelerde, Adıyaman yöresinden açıkça sözedildiği halde, İ.Ö. 1000 Yıllarına değin bu bölge için herhangi bir ad kullanılmadığı görülmektedir. Yazıtlarda Orta Kargamış'ın kuzeyinden yukarıya doğru Orta Fırat 'la Toroslar arasındaki bölgeden sözedilmektedir. Yöreye, önceleri Kummuh, daha sonra da Kommagene denildiği anlaşılmıştır.
         Kayseri yakınlarındaki Kültepe'de (Kaneş) bulunan "Asur Ticaret Arşivi", bölgenin İÖ 2000-1750 Arasındaki dönemine ışık tutacak niteliktedir. Belgelerden; Adıyaman Bölgesinin, Asur ticaret yolları üzerinde olduğu anlaşılmaktdır,
         Antakya Ovası'nda . İÖ 1725-1650 arasında kurulmuş olan Alalah ve İÖ 1850-1750 arasında Orta Fırat'ta yaşamış olan Mari Krallıklarının yazıtları bu dönemlere ilişkin bilgiler vermektedir. Ayrıca, Hitit Başkenti Hattuşaş (Boğazköy) yazıtlarında da İÖ 1500 yıllarına ilişkin bilgilere rastlanmaktadır.

        ADIYAMAN'DA EGEMENLİK KURAN ESKİDEVLETLER
  • İÖ 1650-1340 Hitit krallığı bölgeye egemen oldu.
  • İÖ 1340-1000 Adıyaman önce Hurrilerin daha sonra Mitannilerin yönetim bölgesi içine girdi.
  • İÖ 1000-708 Kummuh Krallığı
  • İÖ 708-605 Asur Krallığı
  • İO 553-333 Persler dönemi
  • İÖ 333-323 Helenistik dönemi
  • İÖ 305-69 Selökid Krallığı
  • İÖ 69-İS 72 Kommagene Krallığı
  • İS 72-395 Roma imparatorluğu dönemi
  • 395-636 Bizans'ın egemenlik dönemi
  • 525 Keyhusrev Besni 'yi egemenliği altına aldı.
  • 670 - 75 8 Emeviler dönemi
  • 758-958 Abbasiler dönemi
  • 1071 Bölgede Türk etkinliği başladı.
  • 1226 Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat bölgeye egemen oldu.
  • 1230 Selçuklular ile Memluk Meliki Kemal'in çatışması 1239 Bahailer ayaklanmasının başlaması 1250 Moğol istilası
  • 1261 Kilikya Ermeni Kralı Besni Kalesi'ni ele geçirdi. 1277 Baybars Elbistan'da Moğolları yenilgiye uğratarak Adıyaman'a girdi.
  • 1355 Dulkadiroğulları Beyliği Adıyaman bölgesini kendi sınırları içine aldı.
  • 1355 Yıldırım Beyazıt Adıyaman 'in Besni bölgesine girdi. 1515 Dulkadiroğulları Beyliği, Maraş, IHalatya, Antep, Zülkadiriye, Samsat sancaklarına bölündü. Beylerbeyliği durumuna geldi.
  • 1517Dulkadiroğlu Beylerbeyliği Osmanlılar'a bağlandı. 1521 Dulkadiroğlu Beylerbeyliği son buldu: Adıyaman tümüyle Osmanlı yönetimine girdi. 1596 Osmanlılar'a karşı Kahta'da ayaklanma. 1841 Adıyaman Osmanlı idari bölümlenmesinde "kaza" oldu. 1849 Adıyaman Diyarbakır Vilayetine bağlandı. Sancak oldu. 1859 Adıyaman Malatya'ya bağlanarak yeniden kaza durumuna getirildi.
  • 1919 Ali Galip Kahta'da Sivas kongresini basma hazırlığına girişti.
  • 1926 Besni ilçesi Malatya'dan ayrılarak Gaziantep'e bağlandı. 1933 Besni ilçesi yeniden Malatya'ya bağlandı. 1954 Adıyaman ilçesi Malatya ilinden ayrıldı. Besni, Gerger, Kahta ilçelerini içeren il durumuna getirildi . Aynı yıl Çelikhan Bucağı, ilçe yapılarak Adıyaman'a bağlandı.

         Hititler (İÖ 1659 - 1340): Anadolu'da Hitit uygarlığının yaygınlaştığı Kral İ. Telepinus döneminde, Adıyaman'ın bir uygarlık alanına girdiği Boğazköy yazıtlarından anlaşılmaktadır. 1. Telepinus bu yazıtlarda, İÖ 1650 yıllarında, Urşu ve Haşşu kentlerini yakıp yıktığını anlatmaktadır. Arkeologlara göre, Urşu ve Haşşu, bugünkü Adıyaman sınırları içinde bulunmaktadır. Telepinus'dan sonra bölgede Hitit egemenliği zayıfladı.
         Yöre İÖ XIV. yy. 'in ortalarına doğru Hurrilerin, daha sonra Hurrilerin bir kolu olan Mitannilerin eline geçti. Hitit krallarından I. Şupiluliuma (İÖ 1380-1340) döneminde bir antlaşmayla, Mittani Krallığı, Hitit İmparatorluğu'nabağlandı.

Hurri ve Mitanni Uygarlıkları (İÖ 1340-1000): İÖ 2000 yıllannda Zağros Dağları'ndan Anadolu'nun Güneydoğu bölgelerine yayılan Hurriler'in anayurtları, Fırat ile Asi nehirleri arasındaki bölgeydi. Hurriler, İÖ XN. yy.'ın başlarında Adıyaman yöresini egemenlikleri altına aldılar. Bazılarına göre, Nemrut Dağı'ndaki mağaralar Hurrilerden kalmadır. "Khurri" olarak geçen adın, mağara anlamına geldiği, Hurri sözcüğünün de aynı anlamda kullanıldığı öne sürülmektedir.
         Babil'in kuzeyinde, Dicle ile Fırat arasında bir devlet kuran Mitanniler, Hurrilerin egemenliğine son verdiler. Mitannilerin Hind-Avrupa dil gurubundan oldukları sanılmaktadır. Hurrilerin dil gurubu ise bilinmemektedir. Ancak, Mitannilerle aynı çivi yazısını kullandıkları sanılmaktadır. İÖ XV. yy.'dan sonra, özellikle, Kerkük yazıtlarında, Mısır belgelerinde onlardan Mitanni, Maiteni, Mitan adlarıyla söz edilmektedir.
         Mitannilerin XV. yy.'ın ortalarında Malatya ve yöresine egemen oldukları bilinmektedir.

Kummuh Krallığı (İÖ 1000-708): Hitit İmparatorluğu'nun yıkılışını izleyen dönemde, yukarı Mezopotamya'nın siyasal coğrafyası büyük değişikliğe uğradı. Mitannilerin etkisi altında bulunan yerlerde, yeni devletler ortaya çıktı. Daha sonra, İÖ 1000 yıllarında Adıyaman Bölgesi nde de Kummuh krallığı kuruldu.
         Boybey Pınarı'nda Kummuh krallığından kalma Luvi hiyeroglifleriyle yazılmış bloklar ortaya çıkarılmıştır, Bu bloklar üzerinde, Kummuh tanrıçası Kubaba'ya adanmış bir masa ve taht bulunmaktadır.
         Asur yazıtlanna göre İÖ 900 yıllarında Kummuh devleti Asurlulara haraç ödemekteydi. Bunakarşın, dostça bir ilişkileri olduğundan da sözedilmektedir.
         Bir yazıtta, Asur Kralı III. Salmanassar, İÖ 858'de "Haraç olarak Kummuh'un Katazilusundan sığır, koyun, şarap, gümüş ve altın aldım" demektedir.
         İÖ 745 yılında Kummuh kralı Kuştaşpi, Urartu Kralı Ü. Sarudri'ye (İÖ 764-735) yenilmiş ve savaş tazminatı olarak 2000 bakır kalkan, 1.533 bakır leğen verilmiştir. Bundan da anlaşıldığına göre bölgede bakır işçiliği gelişkindi.
         Asurlular, II. Sargon (İÖ 727-705) döneminde Kummuh krallığına son vererek bölgeyi ele geçirmişlerdir.

Asur Krallığı (İÖ 708-605):Asurlular sınırlarını genişletirlerken, İÖ 708'de Kummuh krallığı ile aralarında yeniden savaş çıktı. Kummuh krallığı Muttalu'yu yenen Asur kralı II. Sargon (İÖ 722-795) bölgeyi ele geçirdi. Yerli halkın büyük çoğunluğunu; Güney Mezopotamya'ya sürdü. Bölge, İÖ 605 yılına değin Asur egemenliğinde kaldı. Bu tarihte Nebukadmezar'ın Asurlularla birlikte, Mısırlıları Fırat kıyılarında yapılan savaşta yenmesi ile bölge Babillilerin egemenliği altına girdi.

Persler (İÖ 553-333) : İÖ 553'te Medleri yenen İran Hükümdarı Büyük Keyhusrev, Anadolu' nün Kızılırmak'a kadar olan yörelerini ele geçirdi. Adıyaman Bölgesi de Pers topraklarına katıldı. Büyük Keyhusrev, daha önce topraklarından sürülmüş olanların eski yerlerine dönmelerine izin verdi. Pers egemenliği. Adıyaman Bölgesi'nde önemli kültürel izler bıraktı. Daha sonra kurulan Selökid ve Kommagene icralıklarının inanç, düşünce ve kültürlerinin oluşumunda, Pers kültürünün büyük katkıları oldu.

Helenistik Dönem (İÖ 333-323): Büyük İskender İÖ 333'te Toros geçitlerinde Pers Hükümdarı III. Darius'u yenince, Doğu Anadolu'daki Pers topraklan da Büyük İskender İmparatorluğu'na katıldı, İskender İmparatorluğu İÖ 33'ten 323'e değin sürdü. İÖ 323'te imparatorluk dağılınca, Anadolu topraklarındaki egemenliği de son buldu.

Selökid Krallığı ( İÖ 305-69): Büyük İskeder'in ölümünden sonra, genç çocukları taht kavgasına başladı. Bunlardan Malatyalı I. Selevkos, İÖ 305'te tüm ülkenin hükümdarı oldu.
         Böylece, Adıyaman Bölgesi'ni kapsamına alan Selökid Krallığı kuruldu. Hindistan'dan Akdeniz'e uzanan topraklan egemenliği altına alan Selevkos, Yunanistan'la ilişkilerini canlı tutmak ve Helen kültürünü yaygınlaştırmak için çaba gösterdi. I. Selevkos'dan sonra gelen bütün krallar yayılma siyaseti uyguladılar.
         Kurulan bağımsız Selökid kentlerinde anıtlar, sanat yapıtları ve yeni kamu kurumları oluşturuldu. Selökidlerin maddi zenginliği Uzakdoğu ve Akdeniz arasında yapılan ticaretten kaynaklanmaktaydı. Kral soyundan olan II. Phillippos ile Antiochos arasında taht kavgaları çıkınca Romalılar karıştı. Romalılar, ikisini de tahttan uzaklaştırarak İÖ 69'da Selökid Krallığı'na son verdiler.

Kommagene Krallığı (İÖ 69-İS 72): Orta Fırat'la Toroslar arasında yer alan Adıyaman Bölgesi'ni kapsayan Kommagene'nin siyasal tarihi, bir ayaklanmayla başladı. Ayaklanma bastırıldıktan sonra da Kommageneliler bağımsızlıklarını kazanmak için uğraştılar. Selökid kralı Antiochos Gıypos'un kızı Laodike ile evlenen I. Mithradates, İÖ 80'de Kommagene kralı oldu. Ancak, 1. Mithradates'in oğlu I. Antiochos Kommagene Devletinin kurucusu olarak kabul edilmektedir.
         I. Antioehos'un tahta çıktığı İÖ 69 tarihi de, Kommagene Krallığının kuruluş tarihi olarak alınmaktadır.
         Hanedanlar arası evlenmeler, Kommagene Krallığı'nın tarih sahnesine çıkmasında önemli bir etken oldu. I. Antiochos soyunun Makedonya, Akhamenit ve İran gibi üç ayrı kökenden gelmesi, ona büyük yetkiler sağlamıştır.
         Stratejik konumundan ötürü ülke, çıkarları çatışan büyük devletler arasında sürekli çekişme konusu olmuştur. Çünkü, Fırat ve Toros geçitleri doğu-batı yönlerinde askeri etkinliklere girişen devletler için büyük önem taşımaktaydı. Ancak, Kommageneliler örnek bir siyaset güderek, ilişkileri iyi değerlendirerek güçlü komşular arasında varlıklarını korumayı başarmışlardır. III. Antiochos döneminde, ülke oldukça güçlü bir durumdaydı. Onun ölümünden sonra, Romalı komutan Germanicus, Kommagene'yi Roma'nın Suriye eyaletine bağladı. Romalılar, Fırat boylarına ulaşınca, bölge üzerinde kesin bir denetim sağlamaya çalıştılar. Baskılarını zamanla daha da arttırarak ülke yönetimine sürekli olarak karıştılar. Romalılar ise sürtüşmeye girmeksizin varlıklarını sürdürmek isteyen Kommagene krallığında büyük çaba gösterdiler ve genellikle başarılı da oldular. Roma imparatoru Caligula, N. Antiochos'a babasından aldığı krallığı geri verdi ve İS 38'de Kommagene, yeniden bağımsızlığını kazandı. IV. Antiochos döneminde ülkenin sınırları batıya doğru genişledi. IV. Antiochos, Kilikya Bölgesi'nin önemli bir bölümüyle Lakanatis ve Lukaonia bölgelerini ele geçirdi. Neron döneminde, Part Savaşlan'nda gösterdiği yararlılıklardan ötürü, Doğu Anadolu'nun bir bölümü Romalılarca N. Antiochos'a verildi.
         Bu dostluk çok geçmeden bozuldu. Roma komutanı Vespasianus, Yahudi savaşları sırasında N . Antiochos'u tahttan indirdi ve İS 72'de Kommagene 'nin bağımsızlığına son verdi. Ülke de yeniden Roma' mn Suriye Eyaletine bağlandı.

 

Helen Site Devletlerinde Kommagene Hanedanı ' nın Durumu

        
         Kommagene Krallığı, tarihi boyunca Hititler, Asurlular, Urartular, İranlılar, Selökidler, Ermeniyeliler, Partlar ve Romalılar gibi kendisinden büyük ve güçlü devletlerle ilişki kurdu. Bu da ülkede, geleneklere bağlı, çeşitli din ve felsefe sistemlerini biraraya getiren bir kültür oluşturdu, Üzerinde yaşadıkları toprakların zenginlikleri ülkenin gelişmesini ve bolluk içinde yaşamasını sağlıyordu. Son Hükümdarlar Roma'ya bağlı Hükümdarın en varlıklısı sayılmaktaydı.
         Arkeolojik araştırmaların yetersizliği ve yazılı belgelerin azlığı nedeniyle , Kommagene uygarlığının ve krallığın sınırları yeterince aydınlığa kavuşturulamamıştır.
         Kommagene'nin dinsel merkezindeki (Nemrut Dağı'ndaki) buluntular, bu uygarlığı ancak bir ölçüde gün ışığına çıkarmaktadır. ,Nemrut Dağı'ndaki kalıntılar önce, 1881'de Osmanlı Hükümeti'nce yolları incelemeye çağrılan Müh. Charles Suster buldu. Daha sonra, özellikle Alman arkeologlarca Nemrut Dağı'nda çeşitli araştırmalar yapıldı.
         Şimdiye değin yapılan kazılardan, bölge sınırlarının bugünkü Adıyaman ilinin tümünü G.Antep ve Maraş illerinin de bir bölümünü kapsadığı anlaşılmaktadır. Melitene (Malatya), Yukarı Arsemia (Eski Kahta), Samosata (Samsat), Doliche (Dülük), Aşağı Arsemia (Gerger) ise o zamanki yerleşme birimleri olarak bilinmektedir.
         1963 ve 1965'te yapılan araştırmalarda bölgede demir fırınlarının bulunması buralarda madencilik çalışmalarının Kommagene Krallığı'nın zamanında da sürdüğünü göstermektedir.
         Kommagene; krallarının izlediği politikalarla bağımsızlığını korumuştur. Eevlenmeler aracılığı ile ülkeler arasında sıkı ilişkiler kurulmuştur. Bolca para bastırarak ülkeler arası ticaret geliştirilmiştir. İran ve Kommagene aileleri arasındaki evlenmeler, aynı zamanda birbirilerinin yasallıklarını kabul etmelerinde etkili olmuştur. Ptölemaios'un oğlunun bastırdığı üzerinde Samos'un resmi ve Kommagene krallığının tacı bulunan parada bu açıkça görülmektedir.
         Anadolu'nun doğusundaki Galatia, Kapadokia ve bazı küçük devletler arasında, Kommagene'nin özel bir yeri vardır. O dönemin yönetme sanatı üstüne bilgi verici şekilde çok değerlidir. Nemrut Dağı'ndaki mağara Kommagene uygarlığının en önemli kalıntılarından biridir. Görkemli bir dağ içinde, Kral I, Antioehos'un mezarı ve çok büyük tanrı heykelleri bulunmaktadır. Helenistik dönemden kalma kireç taşlarından yapılmış asma yapraklar ve üzümlerle çevrelenmiş tapınak kalıntısı ortaya çıkarılmıştır. Bu motif, daha çok Helenistik doğuda çok yaygındır. Örneğin aynı tip motiflere Palmyra'da bulunan Temple'de rastlanmaktadır.

İ.S. I. yy. Sonuna Değin Ekonomik ve Kültürel Gelişmeler

         Arkeolojik kazılarda elde edilen buluntular Yukarı Mezopotamya'ya egemen olan eski devletlerin uygarlık yolunda sağladıkları gelişmelerin Adıyaman Bölgesi'nde de geliştirilmiş olduğu göstermektedir.
         Kahta (Eski Kale)'daki buluntular, yöre halkının Antik Çağ'dan yüz yıllarca önce, matematikte sayıların göreli değerlerini bildiklerini, fizik ve ışık konularında çok az bir bilgiye sahip olduklarını, demiri hayli gelişmiş bir teknikle işlediklerini ve madencik yaptıklarını ortaya koymaktadır. Yine Kahta'daki kazı buluntuları arasında dış - bükey camların varlığı, yöre halkının nesneleri büyütücü gereçleri de bildiklerini kanıtlamaktadır. Nemrut Dağı kazılarında elde edilen buluntularda bölge halkının gök cisimlerinin incelediklerini göstermektedir.
         Taş yazıtları, Hititler döneminde bu bölgede toprağın oldukça geliştirilmiş tekniklerle ve verimli bir biçimde işlendiğini, şarap üretildiğini ortaya koymaktadır. Adıyaman Bölgesi'nin çeşitli devletler arasında sınır ülkesi durumunda olması, buranın her bakımdan değişik etkiler altında kalmasına yol açmıştır.
         Gelişen tarımsal üretim ile birlikte Doğu Akdeniz'le Uzakdoğu, Anadolu ve Mezopotamya arasındaki ticaret ilişkilerinin yoğunlaşması sonunda trampanın yerine para ekonomisi almıştır, Ekonomik ilişkileri, bu ülkeleri düşünce ve inanç alanlarında da birbirine yaklaştırmıştır.
         Anadolu güneş kültürü ile Suriye'nin toprak kültürü ve Mısır'ın mistik inançları biribirlerini etkileyerek kaynaşmış, yeni bileşimler oluşturmuştur. "Evrenin yaratıcısı" iyi ve kötünün kaynağı "Tek Güç" ilkesine dayanan Pers Mazdehizmi Perslerin batıya yayılışları sırasında, Yunanistan ve Akdeniz bölgelerini derinden etkilemiştir. Bu etkilenmeler, Yunanlılarının Olimpus tanrılarından uzaklaşarak yeni arayışlara yönelmelerine yol açmıştır, Antik dönemde, Yunanlıların felsefede ve dinde geliştirdikleri yeni kavramlar bu ilişkiler sonucunda oluşmuştur.
         Büyük İskender'in Asya seferi ile birlikte Mezopotamya, Mısır, Doğu Akdeniz Bölgelerine yayılan antik Yunan düşüncesin'ın en çok etkilediği yerlerden biri de Adıyaman Bölgesi oldu. Kommagene Kralı 1. Antiochos'un Nemrut Dağı'nda ve öbür yerlerde yaptırdığı görkemli yapıtlar oluşturduğu inanç biçimi ile toplumsal kurallar, Antik Helen kültürü temeline dayanıyordu.
         Büyük İskender'in Asya seferinden sonra. Doğu Akdeniz ve Yukarı Mezopotamya'nın toplumsal yaşamı büyük ölçüde değişmiş oldu. Ülkeler arası ticaret gelişti. Doğu Akdeniz, Mısır, Anadolu ve Mezopotamya'da birçok yeni kent kuruldu. Ticaret bölgesi dışında kalan yerler gittikçe sönükleşti. zamanla birer köy durumuna geldi. Yeni kentler ise, kısa sürelerle değişerek önemli ticaret ve kültür merkezleri oldular. Samsat (Samosata) ve Kahta (Kitahya) kentleride bu dönemde canlandılar.
         Üretimin artması ve ülkeler arası alış - verişin gelişmesi, para basılmasına ve saraflık mesleğinin ortaya çıkmasına yol açtı. Faiz ve hipotek işleri bu dönemde başladı.
         Büyük İskender'in ölümünden sonra kurulan Selokid Devleti döneminde, daha da gelişen kent yaşamında zenginler çoğalmaya başladı. Savaşlarında etkisiyle, işgücünden yararlanılan tutsaklar büyük ölçüde çoğaldı.
         Ülkeler arası ticaretin gelişmesi, Selökid'lerin zenginleşmesine yol açtı. Romalıların bölgeye yerleşmesinden sonra, üst üste çıkan savaşların yol açtığı yıkıma karşın Selokidler bir süre daha canlılıklarını koruyabildiler.

Romalılar İ.S. (72-395) : Romalılar, Kommagene Krallığı'nın bağımsızlığına son verdikten sonra bölgeye çok sayıda lejyonerler yerleştirdiler. Bölgenin bu özelliği Perslerle sınır komşusu olan Romalıların çıkarları yönünden büyük önem taşıyordu. Bu dönemde Samsat, büyük bir askeri garnizon durumuna geldi. Romalılar stratejik amaçlarla Adıyaman Bölgesi'ni boydan boya geçen bir yol yaptılar. Yapımında daha çok lejyonerlerin çalıştırıldığı bu yol, Malatya'dan, kestirme olarak, dağlık bölgeden inerek, tarihi Klaudios ve Direkkale'ye inmekte, oradan Adıyaman'ın kuzeyindeki Eski Perre (Pirin) kentine, oradan Samsat'a varmakta, Samsat'tan da Fırat kıyılarını izleyerek Kızılin'in yakınında güneye yönelmektedir. Yolun geçtiği Kahta Çayı - Göksu üzerinde Romalılann yaptırdığı köprüler günümüzde de kullanılmaktadır.
         Persler ile Romalılar arasında süregelen silahlı çatışmalar yöre halkına zarar verdiği gibi, bölgenin gelişmesinide engellemekteydi. Bir çok kez saldırılara uğrayan bölgenin en büyük merkezi Samsat, İS 256' da yakılıp, yıkılmıştı.

Bizans Dönemi (395-636) : 395 'te Roma Doğu ve Batı Roma diye ikiye ayrıldı. Doğu Roma, Bizans adını aldı ve bölgeye egemen oldu.
         Bizans devleti, yönetim bakımından " Thema" adı verilen eyaletlere ayrılıyordu, her Thema'nın başında askeri yetkileri de olan bir vali bulunuyordu. Adıyaman bölgesi başlangıçta, Fırat Theması, daha sonra da Likhandos Theması içinde yer aldı. Bizans döneminde de Araplarla ve Türklerle sürekli savaşlar oldu. 1. Justinianus döneminde Bizans sınırı Mezopotamya'nın aşağı kesimine doğru uzanıyordu. Ama, Orta Fırat boylan sınırların gerisinde kalıyordu. Perslerin sürekli saldırıları karşısında bu bölgedeki Bizans çok yıprandı.
         Bizans orduları 636'da Yarmuk Savaşı'nda Halife Ömer ordularına yenilince, bütün sınır bölgeleri de savunmasız kalmış böylece Bizaslılar bu savaştan sonra, Suriye ve Filistin'i boşaltıp Toros - Fırat çizgisine çekildiler. Arap akınlarıda Toros geçitlerine yöneldi.
         Bizanslılar, ikincikez, 958'de Trimis Fokas komutasındaki bir ordu ile o sıralarda Adıyaman ve çevresini ele geçirmiş olan Handani'lerin hükümdarı Seyfüdddevle'yi bölgeye yeniden egemen oldular.

Emeviler (670-758) : Emevi orduları, 670'de doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesi'ne girdi. Adıyaman ve Samsat başta olmak üzere, bölgenin önemli yerleşim merkezleri Emevilerin eline geçti. Emevilerce öldürülen Mansur İbn-ii'nin mezarı Adıyaman' in Yenipınar mahallesindedir. Halk buraya "Ogaun" demektedir.
         Emeviler, bölgeyi ele geçirdikten sonra, Abbasilerle uğraşmak zorunda kaldılar. Emevi Halifesi Velid Bin Abdül Mecid saldırılarla başa çıkabilmek için Bizanslılarla anlaşma yaptı.
         (758-958): 758' de, Abbasiler üstünlük sağlayarak, bölgeye sahip oldular.Abbasi Halifesi Harun-ür Toroslardan Malatya'ya kadar kale kuşatmalarla, aşamalı bir savunma sistemi geliştirdi.Bizanslılarla savaşlar sürdü.Halife Harun-ür buralara egemen olmasından kısa bir süre sonra Bizanslılar Besni'ye saldırarak, yeniden ele geçirdiler.Abdülmelik bir ordu göndererek, buradaki Büyük Kilise'yi yerle bir ederek taşlarını Hadetha Kentinin inşaasında kullandı. Abbasilerin egemenliği X.yy.'da çöktü. Arapların Avasım olarak adlandırdıkları Adıyaman bölgesi de Selçuklu' ların egemenliği altına girdi.

Bölgedeki Öbür Dönemler : Selçuklu komutanı Fırat'ı geçerek, Hısn-ı Mansur'u ele geçirdi ise de, kısa bir süre sonra iç sorunları yüzünden geri çekilmek zorunda kaldı. Malazgirt yengisi, Selçuklulara Anadolu yaylasının yolunu açmış bulunuyordu. Doğu Anadolu'nun bir bölümünü Türk güçlerinin denetim altına almaları, küçük Ermeni Bölgelerinin Bizansla bağlantısını büyük ölçüde kesmiş oluyordu. Bizanslıların hizmetinde bulunan Ermeni komutanı Filiaretos XI. yy.'ın II. yarısında Yukarı Fırat Bölgesi'ni geçici olarak birleştirip, bir devlet kurmayı başardı. Ama O' nün ölümünden sonra, bu devlet rakip ailelerin altına düştü.
         I. Haçlı seferine katılanlar arasında Maraş'ta anlaşmazlık çıkması üzerine ana ordudan ayrılan Blonyalı Bouduin, Urfa'ya geçerek " Kutsal ülkede ilk Frank devleti " diye nitelenen Edessa Kontluğu'nu kurdu. Ermeniler Franklar ve Suriyeli Hıristiyanlar arasındaki birlikten doğan Edessa Kontluğu, Toroslarla Fırat arasındaki bölgeyi de elli yıl elinde tuttu. Edessa Kontluğu'nun 1144'de çökmesinden sonra bölgenin önemli bir bölümü Artuklu, Kara Arslan Bey'in eline geçti. Samsat ve Adıyaman yörelerinin bir bölümü Eyyubi hükümdarlarından Melik Efdal'ın egemenliğialtına girdi. Kahta yöresinde Selçuklular egemen oldu. Daha sonra Selçuklular ile Eyyubiler ve Artukoğulları arasında, bölge egemenliği yüzünden çatışmalar başladı. 1226 da Selçuklu hükümdarı Alaaddin Keykubat, Eyyübilerin desteklediği Artukoğullarını yenerek, bölgenin büyük bir bölümüne egemen oldu. Eyyubilere bağlı Melikler, Mısır Meliki Kamil'in önderliğinde 1230'da yeniden Selçuklularla çatıştılar. Çatışma sonunda, Hısn-ı Mansur'u almaya başarmalarına karşın, kendi aralarında anlaşmazlığa düşerek çekilmek zorunda kaldılar. Selçuklular da bölgeyi yeniden ele geçirdiler.
         Selçuklulara karşı 1240-1241'lerde Şii mezhebinden Baba İshak önderliğinde bir halk ayaklanması patlak verdi. Elli bin kişiden fazla insanın katıldığı bu ayaklanmayı Selçuklular, hayli uğraştıktan sonra, ancak büyük bir ordu ile bastırabildiler.

Memluklar, Dulkadiroğulları Dönemi : 1243'te Selçuklu Sultanı Keyhüsrev ordusu, Sivas yöresinde Baygu komutasındaki Moğol ordusuna yenilince, Moğollar Anadolu'yu boydan boya ele geçirmeye başladılar. Adıyaman Bölgesi de 1250'lere doğru, Moğol egemenliğine girdi. Moğollar, buraları yakıp yıktılar. Moğol zulmünden kaçan bölge halkı, Mısır'a Memluklulara sığındı.Bunları da ordusuna katan Memluk Sultanı Baybars, Moğolların üzerine yürüdü. Moğollan 1277'de Elbistan'da yenerek bölgeyi ele geçirmeye çalıştı. Memluk ordusu, pek güçlü olmadığı için Gürcüler ve Çerkezlerle işbirliği yaptı. Çerkez hükümdarı Melikünnasır Muhammed 1298'de Moğolları ard arda iki kez yenerek bölgeyi egemenliği altına aldı.
         Daha sonra, yörede Memluklular, Türkmen boyları ve Ermeniler arasında uzun süren çatışmalar baş gösterdi. Dulkadirli aşiret beylerinden Karaca Bey, Memluk Sultanının buyruğuna girerek, Ermenilere karşı savaşlara katıldı. 1339'da Memluk Sultanı Mahammed Nasır onu Elbistan Türkmen Beyliğine getirdi. Karaca Bey, Dulkadiroğulları Beyliği'ni kurdu. Memlukların koruyuculuğunda Adıyaman, Malatya ve Harput dolaylarında egemenliğini ilan etti. Ancak, Dulkadiroğulları beylerinin hemen hepsi Memluk Sultanlarınca seçildikleri halde, sonradan onlarla anlaşmazlığa düştüler. Pek çoğu Memluklularca idam edildi ya da suikastlerle ortadan kaldırıldı.
         Adıyaman bölgesi, 1398'de Yıldırım Beyazıd'ın saldırısına uğradı. Osmanlı ordusunun bölgeye girmesinden kısa bir süre sonra, Timur ordularının Anadolu'ya saldırması üzerine. Osmanlılar geri çekildi. Bölge, Timur'un eline geçti. Elbistan, Besni, Adıyaman ve Kahta'yı alan Timur, buralardaki Türkmen Beylerini de sürgüne gönderdi. Timur geri çekildikten sonra Dulkadiroğulları yeniden güç sağlamaya çalıştılar. Bu amaçla, Dulkadiroğlu Süleyman Bey, 1449'da kızlarından birini Osmanlı Şehzadesi Mehmet'e (Fatih) birini de Memlûk Sultanı Malik Zahir Çakmak'a vererek, akrabalık bağları kurdu. Dulkadiroğullarının bu denge politikası, Yavuz Sultan Selim dönemine değin sürdü.

Bizans'tan Osmanlı Egemenliği'ne Değin Nüfus Değişmeleri

         Bizans Egemenliğinden Osmanlı Egemenliğine değin geçen 1000 yıl içinde bölgedeki toplumsal değişmeler yerli halkın etnik yapısında büyük değişikliklere yol açmıştır. Bölgenin Araplarca ele geçirilmesinden sonra, Yunanlaştırılmış olan topluluklardan bazıları Suriye'nin iç bölgelerine göç etti. Arap tarihçesine göre Bizans İmparatoru Herakleios, Arap saldırılarına karşı savunma önlerm olarak, baskı altındaki yerleri boşalttı ve yerleşim merkezlerini yıktırdı.
         Emeviler döneminde de, aynı şekilde Malatya ile Misis arasındaki yerleşim yerlerinden bir çoğu boşaltıldı.
         Abbasiler döneminde. Orta Toroslar'ın doğu kesimleri bu yüzden büyük ölçüde boşalmıştır. Abbasilerin bölgeyi yeniden yerleşik duruma getirme çabalan sonuçsuz kaldı. Yerleştirilenler, Bizans saldırılarına dayanamayarak bölgeden ayrıldılar. Abbasiler buralara Güney Suriye'li Müslüman askerler ile silahlı köylüleri yerleştirmeye çalıştılar. Bizans saldırılarından kaleler korunabildi ve kent dolayları ve köyler büyük yıkıma uğradı.
         Bizanslıların X yy.'da bölgeyi yeniden ele geçirmelerinden sonra, Hrıstiyan topluluklarda güçlenme olanağı buldular.
         Ermenilerin XI. yy.'daki girişimleri nüfusça yeni değişikliklere yol açtı. Birçok Ermeni topluluklar, Bizanslıların sınır bekçileri olarak Torosların Kapadokya sınırına yerleştirdiler. Bu sıralarda, yörede etnik toplulukları Suriyeliler, Yunacılılar ya da Yunanlaştırılmış gruplarla, Ermeniler oluşturuyordu.
         Türklerin Anadolu'ya girişinden ve XII.yy.'ın II. yarısından başlayarak bölgeye çok sayıda Türkmen aşireti geldi ve aşiretlerin büyük çoğunluğu, konar-göçerdi.
         Adıyaman yöresinin sınır bölgesinde bulunması, bura halkının savaşlar ve çatışmalardan zarar görmesine, sürekli tedirginlik içinde yaşamasına ve zaman zaman başka yerlere göç etmesine yol açmıştır. Dulkadiroğulları döneminde de bu durum sürerek bölgenin ekonomik ve toplumsal bakımıdârı geri kalmasına neden olmuştur.

Osmanlı Yönetiminde Adıyaman : Osmanlı yönetimine girdikten sonra Adıyaman, önce Maraş eyaleti sınırları içerisinde bulunuyordu. Bu yıllarda Gerger, Kâhta, Besni, Hısn-ı Mansur (Adıyaman) ve bunlar gibi birer nahiye olan Samsat ve Gölbaşı yerleşim olarak bugünkü Adıyaman Vilayeti 1530'a kadar başhbaşına bir yerleşim oluşturuyordu. 1531 sayımından başlayarak Hısn-ı Mansur, Elbistan Sancağı'na kazalar da, Malatya Sancağına bağlandı. Ancak ne Adıyaman ne de Gerger, Kâhta ve Besni Osmanlı yönetiminde birer il merkezi olmamışlardı.
         1849'da Hısn-ı Mansur kazası Diyarbakır Vilayetine bağlanarak, yeniden sancak oldu. Besni, Kâhta, Siverek, kaza olarak Hısn-ı Mansur Sancağına bağlandı. Malatya Sancak olunca, Adıyaman da kaza yapıldı ve Malatya Sancağına bağlandı. Osmanlı yönetiminin sonuna değin sürdü.

Toplumsal Huzursuzluklar Ve Zorunlu Iskan Siyaseti

         Bölgede 1595'de Kahta'da çıkan karışıklıklar had safaya ulaştı. 1595'de Avusturya savaşlarını bir sonuca bağlamak amacı ile padişah ordunun başında sefere çıkacaktı. Her sefere çıkaşında, Anadolu'da ayaklanma başgösterdiğinden bir önlem olarak, padişah 1596'da bir adalet fermanı yayınlandı. Bu fermanda Anadolu'da yöneticiler halka zulmetmekle suçlanıyor. Yöneticilerin padişah tarafından bu şekilde suçlanmasını vesile bi len ve bundan rahatsız olan halk yer yer Osmanlı yönetimine baş kaldırdı. Bu arada Kâhta'da bir "abdal" edasıyla "havass-ı hümayun" köyleri bastı. Kâhta halkı, kaleye sığınmak zorunda kaldı. Köylüler ise göç etmeye başladılar. Osmanlı'nın iskan palitikası kolonizasyona dayanıyordu. Rumeli ve Anadolu'da uygulamalar değişikse de sonuç aynıydı. Osmanlı hükümetleri bu işi belli kurallara göre uyguluyordu.
         Aşiretler, gösterilere kendi istekleriyle girmediklerinden yönetim zor kullanıyordu. Gerektiğinde, maddi yükümlülüklere zorlayan hükümetlerin yerini sürgün kararları alıyordu. Büyüklüğüne göre, her köy ve kasaba, on haneden biri ya da iki haneye kadar sürgün çıkarmak zorunda bırakıyordu. Rodos alındığında, Anadolu'nun çeşitli yerlerinden kimi insanlar bir çeşit vergi ödercesine, evlerinden sürgün edilmişlerdi. Kıbrıs'ın alınmasından sonra da aynı yöntem uygulanmıştı, 1712'de, İçel, Alaiye ve Teke dolaylarından birçok yörük aşireti Kıbrıs'a sürgün olarak gönderildi.
         Osmanlılar, Rumeli'ye bu yolla yerleştirdikleri aşiretleri, sonradan "Evladı fatihan" adıyla örgütleyerek silahlı milis kuvvetlerine dönüştürdüler.
         XVII.yy.'ın son çeyreğindeki savaşlarda yenilmeleri, Osmanlıları en önemli gelir kaynaklarından, savaş ganimet ve talanından yoksun bırakmış oldu. Ülkelerde karışıklıklar da başlayınca, ekonomik bunalım yoğunlaştı. Devlet, büyük bir para darlığına düştü Yeni gelir kaynaklan sağlamak için vergiler arttırıldı, bir çok yeni vergi kondu. Ayrıca 1686-1687'lerde "İbdad-ı Seferiyye" adıyla zorla para toplandı. Büyük çapta ve tüm ülkedeki bu uygulamalar, dış yağmalardan yoksun kalan Osmanlı'nın içeriye yönelmesinden başka birşey değildi.
         Ayrıca, o zamana değin bağışık tutulan Türkmen ve Kürt aşiretlerinden asker alınmaya başlandı. Kısa bir süre sonra da "nefır-i amm" (halktan toplanan asker) denilen toptan askere alma yöntemi uygulandı. Bu durum, halkın sıkıntılarını daha da arttırdı. Ordu sefere çıkacağı zaman iç güvenliğin sağlanması için, "devlete yardımcı güç" olarak "Saruca- Sekban" (atlı-yaya) adıyla bir silahlı milis örgütü kuruldu. Yerli derebeylerin yönetiminde silahlı köylülerden oluşturulan saruca-sekban taifesi, bu sıralarda devlet yetkisine dayanarak, köyleri basıp yağmalıyor ve eşkiyalık yapıyordu. Bunlara karşı kendilerini savunmaya çalışan köylüler, dayanamayınca köylerini bırakarak başka yerlere göç ediyorlardı. Evliya Çelebi'nin de belirttiği gibi o zamanlar Adıyaman Bölgesi Türkmen aşiretlerinin en çok bulunduğu yerlerden birisiydi. Osmanlı Devleti'nin Kuzey Suriye, Rakka, Urfa, Antep ve Toroslar arasındaki bölgede uyguladığı iskan politikası Adıyaman yöresi halkının büyük sıkıntılar çekmesine yol açtı.
         Osmanlılar, Suriye'de egemenliği ele geçirdikten sonra Fadl, Mevali ve diğer bazı yerleşik Arap aşiretlerini destekleyerek bunları Kuzey Suriye'deki öbür aşiretlere karşı kullanıyordu. Aneze ve Sammar gibi Arap aşiretleri zamanla güçlenerek Osmanlılarla işbirliği yapan toplulukları yerlerinden uzaklaştırdılar ve XVII.yy.'ın sonlarında kuzeye doğru yayılmaya başladı. Yine, bu sıralarda Adıyaman Bölgesinin güney yörelerine gelip yerleşen kurt aşiretleri de yerli halkı göç etmek zorunda bırakıyordu.
         Güney ve doğudan gelerek kuzeye yayılan güçlü aşiretler, Malatya Ovası'na ve Orta Anadolu'ya, özellikle Malatya Ovası'na yerleşmek istiyorlardı. Aşiret çatışmaları, toplumsal çözülme, karışıklıklar, tarımsal üretimide etkiliyor, kıtlıklara yol açıyordu. Adıyaman bölgesi ile Antep ve Kuzey Suriye'nin bazı kesimleri giderek boşalıyordu. Bu durum, devlete önemli bir gelir kaynağı olan toprak vergisinden de yoksun bırakmış oluyordu. Anadolu bütünüyle kargaşa içine düşmüştü.
         Hükümet. Güney ve Güneydoğu'dan gelip yukarılara yayılmak isteyen aşiretlerin geçişini önlemek ve bölgedeki ıssız toprakları işletip devlete vergi geliri sağlamak amacıyla "iskan" uygulamasına daha kapsamlı biçim vermek için 1691'de bir ferman çıkarmıştı.
         Hükümet, Rakka, Urfa ve G.Antep yörelerindeki boş topraklara, Adıyaman yöresinden "Üsküdar evine bağlı" Beğdili ve Boz-ulus Türkmen aşiretleri ile birlikte, başka yerlerden getirilen birçok Türkmen aşiretlerini yerleştirdi. Rakka vadisiyle öbür yerlerdeki yöneticilere buyruklar gönderek, bunların denetim altında tutulmalannı, işledikleri toprakların gelirine göre beşte birle yedide bir (hums'dan sub'a) arasında vergi alınmasını istedi. Buralara zorla yerleştirilen aşiretler yerli toplulukların saldınları ve kıtlıklıklar nedeni ile Fırat - Toros geçitlerini aşıp Orta Anadoluya geçmek istiyorlardı. Ama bu geçişlere karşı da önlemler alınmıştı. "...Eğer ita'at etmeyip yaylaya gitmek isterler ise, " bunları "Elbistan ve Malatya Sahralarına salıvermek için", "Besni, Hısn-ı Mansur ve Göynük ahalisine ve Küpeli Hasan ve Yakup Bey-Oğlu Halil Bey aşiretlerine" derbentçi olarak görev verilmişti.
         Bulundukları dağ, nehir ve önemli kavşak noktalarını tutup korumak ve saldınlara karşı savunmak için bir çeşit milis olarak görevlendirilen derbentçiler, hayvanlarını çobanlarla yaylaya gönderip, kendileri aileleri ile birlikte yaz-kış, sürekli yerleşme yerlerinde kalmak ve gerektiğinde kendilerine amir olarak atanmış olan yerel yöneticilerin çağrışma hemen uyarak silahlan ile birlikte onların buyruğuna girmek zorundaydılar. Buna karşılık, işledikleri toprağın vergisinden ve "Avanz-ı divaniye"denen bütün raiyet resimlerinden bağışık tutuyorlardı. Ülkedeki ekonomik bunalım, kargaşa, zorla askere almalar, ağır vergiler, devlet yöneticilerinin halkı haraca bağlaması verimsiz yerlere iskan gibi durumlar karşısında çaresiz kalan Türkmen aşiretleri XVII. ve XVIII yy.'da birçok kez ayaklanarak bir yandan merkezi hükümet güçleri ve yerel güçlerle savaşarak, öte yandan da yerleşik topluluklarla çatışmak zorunda kaldılar. Ayaklanmalar kimi zaman birkaç yerde birden patlak veriyordu. Merkezi hükümet bunları bastırmak için uzun süre uğraşmak zorunda kaldı. Hükümet güçlerinin bölgeden çekilmesiyle ayaklanmalar yeniden başladı.
         Osmanlı Şikayet ve Maliye Defterlerin'de 1688-1689'lardaki bir ayaklanma sırasında Türkmen aşiretlerinden Bozkoyunlu, Herikli Pir Budakoğlu, Bozkoyunlu Murtaza, Dimleklü, Hardallı, Karaşeyhlü, Beğmişlü. Arap Musa, Kızıl Ahmet ve Bey Dili Aşiretlerinin Hısn-ı Mansur yöresindeki köyleri, ekili toprakları yakıp yıktığı yüzlerce insanı öldürdüğü yazılıdır. Bu yıkımı yapan aşiretlerin önemli bir bölümü Adıyaman bölgesinde derbentlik edenlerdi. Belgeler, bu sıralarda Adıyaman Bölgesi'nde büyük bir kıtlık olduğunu belirtmektedir. Yine Osmanlı şikayet defterlerine göre 1677'de doğudan gelen
         Rişvanzade İbrahim yönetiminde 800 kişilik bir aşiret Besni kazasına bağlı Sığraz Köyü'ne yerleştikten sonra burayı beğenmediği için Hısn-ı Mansur köylerine zorla yerleşmiş, yerli halkın ayaklanması üzerine Rişvanlar yeniden sığraz'a geri gönderilmek üzere oradan çıkarılmaları için 1688'de Müfettiş Paşa'ya ve Hısn-ı Mansur kadısına buyruk verilmiştir.
         Rakka yöresine yerleştirilen Türkmen Aşiretleri 1697'de buradan kaçmışlardır. Rakka Valisi Ahmet Paşa kaçışı önlemek için Fırat'ın iki yakasını tutmuşsada 15 bin kişiden oluşan aşiretler, yaya geçitlerinden gizlice kaçmayı başararak Orta Anadolu'ya geçmek üzere kuzeye, Toroslar'a yönelmişlerdir, Rakka Valiliğine atanan Yusuf Paşa Antep ile Birecik arasında 250 atlı ve 40 bayrak yayla İfraz Dulkadirli Voyvodası Süleyman Bey ve öteki konar-göçer topluluklarından sağladıkları askerlerle harekete geçmeden önce, hizmetindeki, Kılırlı Oymağı Reisi Bektaş Bey'in oğlu aracılığı ile "İskan"dan kaçanlara yerlerine giderlerse birşey yapılmayacağını yoksa kılıçtan geçirileceklerini bildirdi. Onlar da, orada geçinemediklerini kıtlıktan kınldıklarını, binlerce hayvanın telef olduğunu, bu nedenle Rakka'ya gitmeyeceklerini belirterek-Menbiç'e (Kargamış'ın güneyinde, Şimdi Suriye'de) yerleşmelerine izin verilmesini istediler. Bundan sonraki gelişmelerini silahdar Mehmet Ağa şöyle anlatıyor; "Kendilerine Membiç'e iskan müsaadesiyle birlikte 25 gün zaman verildiyse de bu müddet sonunda ne Rakka ve ne de Membiç'e gitmeyeceklerini bildirdiler. Müteaddid ikazlara rağmen Azaz, Antep ve Halep'in 4-5 köyünü talan ettiler. Yusuf Paşa'nın casusları iskandan kaçanların zahirelerinin bitip ot yemekten gözlerinin şiştiğini ve zaafa düştükleri bildirmeleri üzerine Yusuf Paşa harekete geçti. Fakat Hacı İvaz Oğullan idaresindeki grup bulundukları kötü şartlar içinde ister istemez Rakka'ya iskan edinmeleri hakkında Yusuf Paşa'dan aman isteyerek O'na iltica ettiler.
         Kondukları Aktepe mahallinden şehri imha cihetine gidilince iskan firarilere kalarak kabahatlerinin affetilmesi için aracılar ve mektuplar gönderdiler. Bundan sonra böyle bir harekette bulunmamak şartıyla bu istekleri kabul edildi.
         Rakka, Hama, Humus, Urfa, Kilis ve Birecik yörelerine yerleştirilen aşiredlerin kuzeye geçmelerine engel olmak için yolların kilit noktaları tutulup korunuyordu. Bunlardan başka 1707'dc Maraş veAdana Beylerbeyi bölgedeki öbür yöneticilere gönderdikleri öbür buyrukta daha başka pek çok derbendin tutulmasını istiyordu,
         Osmanlı yönetimi bu iskan işlerini yürütmek için bir daire kurmuş ve yöneticilerine bağlı olarak iskan, katip başı, iskan mübaşiri, iskan kethüdaları ve çölbeyi vb. gibi çeşitli memurluklar oluşturulmuştu.

"Demirin Doğduğu Ülke"

         Kahta'daki Eski Kale'de (Nymphaios kıyısında Arsameia) yapılan kazı sonuçlan, bölgede demir madeni bulunduğunu kanıtlamaktadır. Arkeolog Friedrich Kari Dorner yönetiminde, 1963'te Winkelmann'ın Eski Kale ayağında yaptırdığı üç deneme kazısında, birçok yıkık fırın duvarı ile cüruf kalıntılarına rastlanmış, bir de demir ocağı bulunmuştur. Bu ocağın yapılış biçiminden körükle çalışıldığı anlaşılmaktadır. Bu tür ocakların bir demir işletme merkezi ile bağlantılı oldukları öne sürülmektedir. Bir yamaçta kurulmuş olan ocaklar, vadi rüzgarlarından yararlanacak biçimde düzenlenmiştir. Walter Novoting, Winkelmann'ın çalışmalarını sürdürerek 1965'te bir kaynak ve döküm fırını ortaya çıkarmıştır.
         Göçebe toplulukları için demirin büyük önemi vardı. Avlanmak, silahlanmak, toprağı ekip biçmek ve dağlarda kendilerine yol açmak üzere demiri işliyorlardı. Taşların yontulabilmesi için de sert araç ve gereçler gerekiyordu. Bronz, ancak tahtayı işlemede ya da orak yapımında kullanılabiliyordu, Yakın doğudaki devletler için demir, altından daha değerliydi. Değişik kaynaklar Yukarı Fırat Bölgesi'nde yaşamış ve egemen olmuş toplulukların demiri çok eskiden beri bilip kullandıklarını İÖ, XVII. yy.'da Toros Dağları'ndan çıkarılan demirin ilk kez başka ülkelere satıldığını göstermektedir.
         Babil Kralı Hamurabi (İÖ 1728-1686) döneminden kalma çivi yazısı metinlerde, demirden yapılmış araç ve gereçlerden sözedilir. Bu da demir kaynaklarından yararlanildığını göstermektedir, (Antike: Welt 1975)

 

 

 

 

     
   
   
   
       
     
   
  Gerekli : Sözlük  - Hava Durumu  - Döviz Kurları İl Mesafeleri İl Plaka Tel Kodları - Milletler Arası Tel Kodları - Türkiye Haritası - Acil Telefonlar -               Tc Kimlik No Sorgulama - Vergi Daireleri  - Valilikler - Belediyeler - Yabancı Ülke Konsoloslukları - Resmi Kurum ve Kuruluşlar - Odalar-Borsalar

 
                              Siteyi Tavsiye Et - Giriş Sayfası Yap- Sık Kullanılanlara Ekle

Copyright © Oteltelefonlari.Net  Tüm Hakları Saklıdır. İletişim : reklam@oteltelefonlari.net   Tel: 0 362 231 12 31 

Oteltelefonlari.net  sayfalarından  Türkiye'de  ve Kıbrıs da bulunan tüm otellerin ve oto kiralamacıların ayrıntılı bilgilerine ulaşabilirsiniz. Otelinizi oto kiralama firmanızı ekleyip müşteri portföyünüzü artırabilirsiniz.